|
|
 |
« : 18 Mayıs 2007, 18:08:26 » |
|
HAFTANIN ÂYETLERİ "Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse gerçekten doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düşmüş olurlar. Onlara karşı ALLAH sana kâfidir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. “Biz ALLAH’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası ALLAH’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz” (deyin). " (Bakara Sûresi 137-138.Âyetler) HAFTANIN HADİS-İ ŞERİFİ Hz.Ömer Radıyallahu Anh şöyle dedi: Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizden bir şey istendiğinde, şâyet yanında yoksa, borçlanır ve ihtiyaç sahibini memnûn ederek gönderirdi. Bir gün böyle biri Peygamberimiz’e gelerek bir şeyler istedi. ALLAH Rasûlü: “Yanımda sana vereceğim bir şey yok. Git benim nâmıma satın al, mal geldiğinde öderim” buyurdu. Efendimiz’in sıkıntıya girmesine gönlü râzı olmayan Hz. Ömer (r.a.): “Yâ Rasûlallah ! Yanında varsa verirsin, yoksa ALLAH seni gücünün yetmeyeceği şeyle mükellef kılmamıştır” dedi. ALLAH Râsulü (S.A.V.)’in Hz. Ömer’in bu sözlerinden hoşnut olmadığı yüzünden belli oldu. Bunun üzerine Ensâr’dan biri:“Anam ! Babam ! Sana fedâ olsun Yâ Rasûlallah ! Ver ! Arşın sahibi azaltır diye korkma !” dedi.
Bu Sahâbinin sözleri Efendimiz (S.A.V.)’in çok hoşuna gitti ve tebessüm ederek şöyle buyurdu: “Ben de bununla emrolundum...” (Heysemi, 242) Selamunaleyküm. Bugünkü CUMA SOHBETİ'miz içten, samimi bir yürekle kaleme alınmış bir ÜSTADIMIZ'dandır. ALLAH (c.c.) ona rahmet ve mağfiretini, derecesini arttırsın inşaALLAH...İNSANLIĞI KİM KURTARACAK (AHMET TAŞGETİREN ) Derileri zedelenmesin, delinmesin diye başlarına vurula vurula çığlıklar içinde öldürülen fok balıklarını kim kurtaracak ? Karınca yuvalarının yakılmasını kim önleyecek ? Kelebeğin kanatlarının yolunmasına, kedilerin, kuşların üzerinde canlı canlı atış talimi yapılmasına kim mani olacak ? Yeni Nagazakileri, Hiroşimaları kim önleyecek ? Atom bombası altında 15 saniye içinde yüzbinlerce insanın buharlaşmasına kim engel olacak ? Bosna’da, Çinde, Irakta hamile annelerin karınlarının süngülerle deşilmesini, çocuklar üzerinde atış talimi yapılmasını, Filistin’de evlerin içindeki insanlarla birlikte tanklarla tarûmar edilmesini kim önleyecek ? Ebu Gureybleri, Guantanamoları kim sona erdirecek ? Afrika’da yüzbinlerce çocuk açlıktan ölmek üzere, Amerika ve Avrupa’da yüzbinlerce insan obezite tehdidi altında…
Kim kurtaracak onları ? Bütün dünyada; uyuşturucu, alkol, şiddet, cinsel metalaşma, ruhları, yürekleri talan edilen gençleri kim kurtaracak ? Katmerleşen sevgisizlikleri kim giderecek ? Cinsiyeti beklenen nitelikte olmadığı için ya da, sadece çocuk doğmaması için ana rahminde işlenen cinayetleri kim durduracak…?
20.Yüzyıl Cinayet Yüzyılı idi. Üstelik “Tasarlanmış, teammüden işlenen Cinayetler Yüzyılı”. Peki 21. Yüzyıl da eskisini aratmayacak bir yolda ilerlemiyor mu ? Kim yeni bir yüzyıl başlatacak insanlık adına, barış adına, sevgi adına, merhamet adına, şefkat adına. Kim … ?Ümmet acı içinde aklı ve kalbi koruma zamanı gelmedi mi ? İnsanlığı kim kurtaracak: O RAHMETEN LİL ÂLEMÎN (S.A.V.) O ! O’nun nuru… O’nun elinden tutanlar… O’nun nuru ile yüreği aydınlananlar… O’nun izinden gidenler… O’nun kumaşından şahsiyet dokuyanlar…Kızını diri diri toprağa gömen Hz.Ömer’in yüreğini o kurtardı vahşet tortusundan. Kız çocuklarını, köleleri O (S.A.V.) kurtardı. Hz.Bilal’in anlı 14 asırdan beri O’nun nuru ile parlıyor. Muhammed (S.A.V.)’in nuru ile …
Savaşa gönderdiği komutanına: “Kadınlara dokunmayacaksın ! Çocuklara dokunmayacaksın ! Yaşlılara dokunmayacaksın ! Kiliselerde, havralarda ibadetleri ile meşgul olan din adamlarına dokunmayacaksın ! Ağaçları kesmeyeceksin, yakmayacaksın !” diye emir veren O (S.A.V.) değil miydi ? Bu O’nun getirdiği savaş hukuku idi. Savaşta bile cinayet yoktu O’nun hukukunda. Mekke Fethi’ne giden 10 Bin kişilik ordu yürüyor. Yolda henüz yavrulamış bir anne köpek, yavrularını emziriyor. Ne yapacaksınız ? O (S.A.V.)’nu rahmeti yetişiyor imdada… Bir nöbetçi dikiyor anne ve yavruların başına ve orduyu onları rahatsız etmeyecek bir uzaklıktan geçiriyor…Bakın, O’nun terbiyesini almış bir ALLAH dostu; Bayezid-i Bestami ne yapıyor ? Çarşıda oturuyor. Üzerinde cübbesi var ve cübbenin eteğine bir kedi uyumuş. Bu arada camide ezan okunmaya başlıyor. Bayezid camiye gidecek ama nasıl gitsin ? O, kediyi uyandırmamak için cübbenin eteğini kesiyor ve camimin yolunu tutuyor. O (S.A.V.)’nun rahmet terbiyesi böyle ipekleştiriyor yürekleri…Tâif’ten bütün zamanlara seslenen O (S.A.V.) idi. ALLAH’ın davetini ulaştırmak için gittiği Taif’te, ayak takımının hücumuna uğramış, taşlanmış, ayakları kan revan içinde kalmış. Bir bağ evine sığınıyor. İşte oradan Taif’in altını üstüne getirmesi için dilekte bulunması isteniyor. “Dile dağlar yıkılsın bu halk üzerine !” Hayır… Başka bir şey diliyor. “RABBİM ! bu ülkenin çocuklarını senin rahmetinle buluştur. Tevhid bilgisi ile...” Taif öfkesi yok orada, Taif Duası var, rahmeti, şefkati var…“Komşusu açken tok sabahlayan bizden değildir” diyen, insanoğlunu “Hilkatte Kardeş” ilan eden, Afrika’ya kadar, Amerika’ya kadar herkesi kardeş yapan O…
O (S.A.V.) buluşturacak açlıktan ölenlerle tokluktan ölenleri. Yürekleri buluşturacak, tutuşturacak. Aileler bir anafor içinde savruluyor mu ? Tutun eşinizin ellerini…! Sevgiyle sıkın. Sıkın. Sonra bırakın. Ne var yüreğinizde ?
Diyor ki O (S.A.V.); “Günahlar parmaklarınızın arasından dökülür gider karı-koca böyle elele tutuştuğunuzda…” Geriye sevgi kalır, arınma kalır…O (S.A.V.) gençlerin elinden tuttu önce; Mus’ablar, Ali’ler, Ammar’lar, Muaz’lar… Alınları çağlar boyu ışıyan gençlerle buluştu. Bütün zamanların gençlerinin yüreğine seslendi Mus’ablarda… Çürümeyin, pörsümeyin, öğütülmeyin günah değirmeninde… Gelin elele tutuşup insanlığı diriltelim…
İslam başlı başına bir rahmet dünyası idi. Barıştı, güvendi, saadetti. Darülislam’a çağırdı insanları, Barı ve güven yurduna… Savaş yurtalrı barış yurdu olsun istedi. İnsanın kan dökücü ve fesat çıkarıca damarlarına rahmeti taşımak için geldi…Âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdu ki: - İman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız. - Bugün bir hasta ziyaret eden var mı ? - Bugün bir yetimin başını okşayan var mı ? - Susuz kalmış kediye su veren günahkar kadın kurtuldu ! - Kardeşine gülümseyen iyilik yaptı. - Atına binen kişiye yardım eden, yoldaki taşı kaldıran güzel bir Müslüman oldu.O (S.A.V.) inşa etti; RAHMAN’a yakışır toplumu, ak yüzleri olan toplumu, kişilikleri kul hakkı disiplini içinde eğitilmiş toplumu, öfke toplumu yerine af toplumunu, gayzını kinini kusan insanların değil, yutan insanların toplumunu…
O (S.A.V.) inşa etti; Arınanlar toplumunu, birbirini arındıran, kendini arındıran, malını arındıran, yufka yürekli insanlar, Müslümalar toplumunu…Şimdi bize düşen ne ? Bu dünyada, ebedi âlemde, Livaülhamdin altına varıncaya kadar, O’nunla elele tutuşmak yolunda… O (S.A.V.)’nun izine basmak, boyasına boyanmak gönüllerimizi, nuru ile aydınlanmak, aynileşme cehdine soyunmak, arınmak ve durulmak, Rahmet deryasına batıp çıkmak, güzelliğini kuşanmak, aramak, sormak…O (S.A.V.)’nsuz bir hayattan korkmak ve O’na yaraşır bir ÜMMET olmak… Selam ve Dualarımla
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 21 Mayıs 2007, 12:09:22 Gönderen: Hüzünlü _Gurbet »
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #1 : 25 Mayıs 2007, 08:34:49 » |
|
Âyet ve Hadis-i Şerif ile Haftanın Konusu= ÖRNEK BİR KURAN NESLİ HAFTANIN ÂYETİ "Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez.“ ]( Ra’d Suresi - 31.Âyetl) HAFTANIN HADİS-İ ŞERİFİ İbnu Mes`ud Radıyallahu Anh Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin şöyle buyurduğunu nakleder: “Bir yol takip etmek isteyen, bu yolu, ölmüş olanların yolundan seçsin. Zira hayatta onların fitnesinden emin olunamaz, ölmüş olanlar ise Hz. Peygamber (sav)`in Ashabıdırlar. Onlar bu ümmetin en efdalidir. Kalpçe en temizleri, ilimce en derinleri, amelce en ihlaslıları yine onlardır. ALLAH, Hz. Peygamber (sav)`in sohbeti ve dininin yerleşmesi için onları seçmiştir, öyleyse sizler onların üstünlüğünü idrak edin, onların yolundan gidin, elinizden geldikçe onların ahlakını ve yaşayış tarzlarını kendinize örnek kılın. Zira onlar en doğru yolda idiler.” (Kütübü Sitte, 66) Selamunaleyküm...ÖRNEK BİR KURAN NESLİ Her zaman ve her yerde, İslâm davetçilerinin önünde dikkatle durmaları gereken tarihi bir gerçek vardır. Önünde uzun uzun durmaları gereken bir realite, vakıa... Bunun davet yöntemine kesin bir etkisi vardır.
Bu davet, İslâm tarihinin bütününde, insanlık tarihinin bütününde, insanlar arasında seçkin bir nesil, örnek bir nesli, yani sahabe neslini çıkarmıştır. Bu tür bir nesil bir daha gelmemiştir. Evet, tarih boyunca, bu nesli temsil eden bireyler bulunmuştur. Ancak bu, davet tarihinin ilk döneminde olduğu şekilde, belli bir yerde bu kadar büyük bir sayının bir araya geldiği vaki olmamıştır.
Bu önünde uzun uzun durulması gereken apaçık bir olaydır. Umulur ki, bunun sırrına erebiliriz.Bu davetin kaynağı Kur'an elimizdedir. Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) Sünneti, pratik yolu, siyeri de....
Tarihte bir benzeri daha gelmeyen ilk neslin elinde olduğu gibi, bunların hepsi bizim de elimizdedir. Elimizde olmayan sadece Allah Rasûlunün (s.a.v.) şahsıdır.
Sır bu mudur ? Bu davetin yürütülmesi, ürünlerini vermesi için Allah Rasûlunün (s.a.v,) şahsı zorunlu olsaydı, Allah bu daveti, bütün insanlar için bir davet ve en son risalet kılmaz, şu yeryüzünde kıyamete dek, insanların yönetim işini, bu davete bırakmazdı.Allah Teâlâ, bu kitabın korunmasını üzerine almış, bu davetin Allah Rasûlü'nden (s.a.v.) sonra da devam etmesinin, ürünlerini vermesinin mümkün olduğunu bildirmiştir. Risaletin üzerinden 23 yıl geçtikten sonra O'nu, (Rasûlünü) katına almıştır. O'ndan sonra, bu dini kıyamete dek baki kılmıştır. Öyleyse Allah Rasülü'nün (s.a.v.) şahsının yokluğu, bu olayı, bu sırrı açıklamaz.O zaman başka bir neden aramalıyız. O ilk neslin beslendiği kaynağa bakalım. Belki, burada bir değişiklik buluruz. Yetiştikleri yönteme bakalım. Belki, bunda da bir farklılık görürüz.O neslin beslendiği ilk kaynak Kuran'dır. Evet, yalnızca Kuran... Allah Rasûlunün sünneti, yolu bu kaynağın uzantısından başka bir şey değildir. Hz. Aişe'ye (r. anha) Allah Rasulü’nün (s.a.v) ahlakı sorulduğunda, "O'nun ahlakı Kuran'dı" dedi.Öyleyse beslendikleri, şekillendikleri, yetiştikleri kaynak yalnızca Kuran'dı. Bu, o vakit, insanlığın uygarlığa, kültüre, bilime, kitaplara, araştırmalara sahip olmamasından değildir. Kesinlikle değildir. Hala Avrupa'nın kendisiyle hayat bulduğu, hayatını sürdürdüğü Roma uygarlığı, Roma kültürü, kitapları ve kanunları vardı. Bu gün bile Batı düşüncesinin kaynağı olan Grek uygarlığı, mantığı, felsefesi ve sanatıyla vardı. İran uygarlığının şiiri, mitolojisi, inançları, yönetim biçimleri de vardı. Başka, uzak ya da yakın, uygarlıklar da vardı.
Hind uygarlığı, Çin uygarlığı, Roma ve İran uygarlıkları Arap yarımadasına kuzey ve güneyden komşuydular. Yahudilik ve Hristiyanlık yarımadanın kalbinde yaşıyorlardı. Öyleyse, bu nesli, oluşum devresinde, yalnızca Allah'ın kitabına münhasır kılan, bağlayan şey, dünya uygarlığından, dünya kültüründen uzak olmaları, yoksun olmaları değildir. Bu tavır, ancak belli bir niyetten, belli bir hedeften kaynaklanıyordu. Allah Rasûlü (s.a.v.) Ömer b. Hattab'ın (r.a.) elinde Tevrat'tan bir sahife görünce kızar. (Bu kızgınlığı, o tavrı göstermektedir.) Şöyle buyurdu: "Allah'a yemin olsun, eğer Musa aranızda yaşıyor olsaydı, ona, bana uymasından başka birşey caiz olmazdı."Allah Rasûlunün (s.a.v.) amacı ilk oluşum devresindeki bu nesli, beslendiği kaynağa bağlamaktı. Kendilerini ihlasla sadece O'na vermelerini, yollarının sadece O'nun yöntemi üzerine olmasını sağlamaktı. Ömer b. Hattab (r.a.)'a kızması, onun başka bir kaynaktan beslendiğini görmesindendi.Allah Rasûlü (s.a.v.), Kuran'ı Kerim'e dayanan ilahî yöntemden başka bir kaynağın etkisinden uzak, kalbi temiz, aklı temiz, anlayışı temiz, bilinci temiz bir nesil yetiştirmek istiyordu.0 nesil, işte yalnızca bu kaynaktan beslendi. Tarihte tek olması, bu yüzdendir. Sonra, kaynaklar çoğaldı, karıştı... Sonraki nesillerin beslendiği kaynağa, Grek felsefesi ve mantığı, İran mitolojisi ve düşüncesi, Yahudi israiliyatı, Hristiyan ilahiyatı ve diğer çökmüş medeniyet ve kültürlerin kalıntıları karıştı. Bütün bunlar, aynı şekilde, Kuran'ı Kerimin tefsirine, kelam ilmine, fıkıh ve usule de bulaştı. O nesilden sonraki nesiller, işte bu bulanık kaynaktan yetiştiler. Ve o nesil kesinlikle bir daha gelmedi. Şüphesiz, bütün nesillerle o seçkin örnek nesil arasındaki belirgin fark en temel ve en büyük etken, onlarda sadece ilk kaynağın bulunmasıydı. Selam ve Dualarımızla…
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 25 Mayıs 2007, 09:03:38 Gönderen: Hüzünlü _Gurbet »
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #2 : 01 Haziran 2007, 08:18:38 » |
|
HAFTANIN ÂYETİ
"Temizlenmek için malını hayra veren en muttakî (ALLAH’a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır." (Leyl/Duhâ Sûresi – 17-18.Âyetler) HAFTANIN HADİS-İ ŞERİFİ Enes Radıyallahu Anh şöyle dedi: Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular: "Şurası muhakkak ki, Allah hakkında benim korkutulduğum kadar kimse korkutulmamıştır. Allah yolunda bana çektirilen eziyet kadar kimseye eziyet çektirilmemiştir. Zaman olmuştur otuz gün ve otuz gecelik bir ay boyu, Bilal ile benim yiyeceğim, Bilal`in koltuğunun altına sıkışacak miktarı geçmemiştir." buyurdu. (Kütübü Site - 2086) Selamunaleyküm... KÖLELİKTEN SULTANLIĞA Bir Mekke gecesi… Aydınlık ve duru bir gece…
Şuradan buradan duyulan böcek ve kuşlar, gecenin derinliğinde eriyen doyulmaz sesleri ile göğe kocaman gümüş bir madalyon gibi asılmış dolunaya hangi sırrı fısıldıyor dersiniz.
Yıldızlar, yanıp sönen ışıkları ile uzaktan çevreledikleri aya mı, ürpertili yalnızlığı siyah bir kadife gibi üstüne çekmiş yeryüzüne mi, selam veriyorlar belli değil...
Belli olan o ki; bir gölgenin duvar diplerine sine sine yürüdüğü. Uzunca boylu olduğu anlaşılan tedirgin bir karaltı, etrafı iyice dinleyerek bir tehlike bulunmadığına emin olduktan sonra önünde durduğu evin kapısını usulca tıklattı: - Bilal ! ...çıt yok. Karaltı az dinledi. Kapıyı daha hızlı vurdu ve deminkinden daha yüksek seslendi: - Bilal ! Bilal ! Sustu ve beklemeye başladı. Vakit eriyip giderken içerden ayak sesleri işitildi. - Ohh nihayet geliyor.. Gelen, yaklaşırken, uykulu bir sesle sordu: - Kim o ? ! Dışardaki duyulur duyulmaz bir tonda cevap veriyor: - Benim ! Ebu Bekr ! Bilal, kapıyı aralarken: - Hayırdır ! dedi, gecenin bu saatinde mühimce bir şey olmalı… - Seni İslam dinine davet için geldim ! Bilal şaşırdı. Bu da ne demek ? hem de gece yarısı ! "İslam Dini" ne demek ? İçeri girerken sormaya devam ediyordu: - Ya Eba Bekr ! Bu dediklerini sabah konuşsaydık olmaz mıydı ? -Olmazdı, çünkü efendinin bunu bilmemesi lazım… Bir kenara iliştiler. İnsanlığın ikinci en üstünü anlatmaya başladı: - İnsanlığı içinde bulunduğu şu zelil ve ahmak mevkiden kurtularak tek ve hakiki mabud olan yüce ALLAH'a iman saadetine kavuşturacak İslam dinini, diğer peygamberlere de gelmiş olan Cebrail ismindeki melek tebliğ ediyor. Şimdi bu en kamil ve son dinin de bir Peygamberi var. Vahiy O'na geliyor. Ben O'nun elinden tutarak kendisine iman ettim. Senin de iman etmeni; senin de insanlık şuuruna ve MÜ’MİN olma huzuruna ermeni arzuluyorum. Şu putlar ! ilah olur mu canım ? düşünmek lazım. Akıl ve mantığımız var. Mesela kız çocukları niçin utanma sebebi kabul edilerek toprağa gömülsün; hem de diri diri ! Çığırından çıkmış bir devirde yaşıyoruz. Halbuki insan en üstün mahluk. Son dinin Peygamberi bozukluklarımızı ve bütün cihanı düzeltecek ve insana kaybettiği şerefini iade edecek. Bu peygamber, şimdi aramızda. Gizli gizli dinini yayıyor. - Kim o ? Ben tanıyor muyum ? - Tanıyorsun. Muhammed bin Abdullah. Muhammed'ül Emin. Bugüne kadar bir tek kötü hareketine şahid olmadığımız, hepimizden ve herkesten üstün, asil ve dürüst olan zat... Hazret-i Ebu Bekr Radıyallahü Anh, Mekke'de doğmasına rağmen aslı Habeşistanlı olduğu için "Habeşli Bilal" manasına Bilal-i Habeşi ismindeki köleye bu kelimelerle anlatıyor. Umeyye bin Halef'in kölesi büyük bir dikkatle gece yarısı onu dinliyor. - Zencisin diye seni aşağı görüyor ve köle olarak tutuyorlar. Halbuki benim Peygamberimin getirdiği dinde, kimsenin kimseye hiç bir üstünlüğü yok. Herkes ALLAH'ın kulu ve eşit. Üstünlük sadece ihlas ve takvada. Yani; kişi gayreti ile üstün olabiliyor. Paranın saltanatı ile değil. Üstünlüğün ölçüsü de ALLAH'a yakın olmak; servet değil. bu din her haksızlığa en büyük darbe... Bilal'de heyacan zirvede... Duymadığı, üzerinde belki de hiç kafa yormadığı şeyler işitiyordu. Sustu... Ama ne güzel sözler bunlar. Muhammed'ül Emin, yüksek ahlaklı insan. Ebu Bekr, yine kibar bir kimse. Bunlardan daha dürüst ve doğru sözlü biri yok ki ! Ayın alaca ışığında diz dize konuşan bu iki adamdan köle olanı bakışlarını yerden kaldırdı ve: - Şey, dedi. O'nun teklifini hemen mi kabul ettin ? Bir menfaat peşinde olmasın ? ! - Evet; ben, tereddütsüz MÜSLÜMAN oldum. Bir çıkar peşinde olması imkansız zaten buna da ihtiyacı yok. Hanımının ne kadar varlıklı olduğunu biliyorsun… Bilal, bir müddet sessizce düşündükten sonra: - Bana İSLAM’ı öğret; nasıl MÜSLÜMAN olacağımı söyle, dedi ve aziz dostunun rehberliğinde Kelime-i Şehadeti tekrarladı... - EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDÜHÜ VE RASULÜH …! Gecenin şu saatinde her tehlikeyi göze alarak buraya kadar gelmeye fazlası ile değmiş ve bir kişi daha MÜSLÜMAN olmuştu. Ebu Bekr Efendimiz son derece memnun ve bahtiyar dönüyordu. Bir insanın İSLAM’la şereflenmesine sebep olmak ! Amellerin en güzeli; en mutluluk vereni idi...
Zenci köle, artık yürüyen bir nur gibi. Bütün hücrelerini ALLAH ve RASULULLAH aşkı doldurmuştu.. O da annesine koştu, annesi de kurtulsun istiyordu. Anneciğinin kafir olarak ölüp ebedi felakete düşmesine gönlü razı olamazdı. Oğlu gibi köle olan Hamime, Bilal'i Habeşi Radıyallahu Anh'ın teklifi ile Müslümanlığı kabul etti ve o köle kadıncık; Ashab-ı Kiram ve ilk Müslümanlardan olma nimeti ile şereflendi.
Bilal, çok mert ve dürüst bir köle idi. Sesi ise inanılmayacak kadar güzel... Efendisi Umeyye bin Halef, ticaret kervanlarına O'nu yolluyor. İnsan-Hayvan, kervandakiler yorgun ve mecalsiz düştüğünde Bilal'in söylediği yanık ve içli nağmelerle herkes kendine geliyor; develer çatlarcasına koşturuyor; çünkü ses o kadar güzel ve tesirli...
Hazreti Ebu Bekr'le dostlukları Şam'a giden böyle bir kervan arkadaşlığı ile başlıyor ve bu dostluk Kureyş eşrafından bir çok kimseye nasip olmayan bir şansla zenci kölenin MÜSLÜMAN oluşu ile kardeşliğe dönüyor. - Muhammed'i inkar et; Lat ve Uzza'ya dön; İslamiyyeti reddet, diyen Umeyye bin Halef ‘e o kadar işkenceden sonra Eşsiz Sahabi’nin dünya durdukça değişmeyecek olan cevabı şudur: - Ehad, Ehad / ALLAH bir, ALLAH bir ! ! ! İşte tam o an ALLAH'ın RASULÜ görülüyor. Mazlum Sahabi, ölümü beklerken bir müjde; Peygamberimizin sözü, serin sular gibi yüreğine serpiliyor. - ALLAHU TEALA’nın ismini söylemek seni kurtarır ! Efendimiz, oradan ayrılarak evlerine gittiler. Az sonra Hazret-i Ebu Bekr, geldi. RASULULLAH, Bilali Habeşi'ye yapılan işkenceleri anlatarak tarifsiz derecede üzgün olduğunu ifade buyurdular. Yüksek Sahabi derhal Peygamberimizin tarif etttiği yere koştu... Manzara dayanılır gibi değil. - Ya Umeyye ! Bilal'e bu kötülükleri yapmakla ne kazanacaksın ki; size bir teklif; O'nu bana satın ? Yüzler, Ebu Bekr Radıyallahu Anh'a çevrili ve biraz şaşkın. - Sana satmak mı ? niçin satalım. Zaten sen bunları yoldan çıkarıp, Muhammed'in peşine takıyorsun. Ama al zaten az sonra ölecek. Benim bundan sonra işime de yaramaz... Ebu Bekr Efendimiz, hemen dostunun üzerine koştu. Taşları attı, bağlarını çözdü ve O'na yardım ederek Hane-i Saadetin yoluna düştüler. Hazret-i Ebu Bekr, hiç vakit kaybetmeden hemen arz ediyor: - Bilal'i ALLAH rızası için azad ettim. Peygamberimiz, memnun kalarak DUA buyurdular. Onu sevindirmek karşılıksız kalır mı ? Hemen vahiy geldi. Velleyl Suresinin onyedinci ayet-i kerimesi ile Ebu Bekr Radıyallahü Anh'ın da Cehennemden azad edildiği haber veriliyordu.
Bilali Habeşi Radıyallahü Anh, hürriyetine kavuşunca uğrunda akıl almaz işkencelere katlandığı Resulullah'ın yanından ayrılmayarak O'nun müezzini oldu. Peygamber Müezzinliği... İkinci bir kula nasip olmayan şanlı bir rütbe. O garip, kimsesiz köleciğe İSLAMİYYET; Hükümdarların bile kavuşamayacağı bir makam vermişti. Ezan okuyor; ne güzel ses ALLAH'ım ! Ferahlandırıcı ve deruni... O, ezan okurken gözler yaşla, kalpler nurla doluyor… Selam ve Dualarımla
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #3 : 01 Haziran 2007, 08:23:12 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #4 : 22 Haziran 2007, 08:31:30 » |
|
HAFTANIN ÂYETLERİ “Şeytan sizi fakirlik ile korkutarak, çirkin şeyleri emreder. ALLAH ise kendinden bir mağfiret ve bir bolluk vaad eder. Ve ALLAH Vasîdir, Alîmdir. Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ki ona pek çok hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.” ( Bakara Suresi 268-269.Âyetler ) HAFTANIN HADİS-İ ŞERİFİ İbnu Mes`ud Radıyallahu Anh şöyle dedi: Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Şu iki kişi dışında hiç kimseye gıbta etmek caiz değildir: Biri, ALLAH`ın kendisine verdiği hikmetle hükmeden ve bunu başkasına da öğreten hikmet sahibi kimse. Diğeri de ALLAH`ın kendisine verdiği malı hak yolda sarfeden zengin kimse.” (Kütübü Sitte, 1662) Selamunaleyküm...İNSANOĞLUNUN ÖNÜNDE İKİ YOL VAR…! Şeytan sizi fakirlik ile korkutarak nefislerinize hırs, cimrilik ve azgınlık yerleştirir. Nasıl ki cahiliye devride fakirlik korkusu ve evladının zelil duruma düşmesini görmek istemeyerek kız çocuklarını diri diri toprağa gömdülerse, aşırı servet toplama hırsı da yine o devirde bazı kimseleri azgınlığın bir başka nevi olan faiz almaya sevk ediyordu. Gene cahiliye döneminde infak ettiği şeylerden fakir düşmekten korkmak da aynı şekilde azgınlığın bir nevi olarak cimriliğe düşülmesi ile kendini gösteriyordu.
İster 1400 sene deyin, isterseniz çok daha fazla yıllardan bahsedin, o günkü cahiliye ile bugünkü cahiliye arasında pek farklılık göremezsiniz. O yıllarda kızını diri gömen insanlar şimdi kürtaj yaptırıyorlar. O zaman mal ile faiz alışverişi yapanlar şimdi oturduğu yerden tek bir tuşa basmakla para üstüne para kazanıyor. Aç gözlü olan cimriler şimdi ülke bazında sömürüyor, soykırım yapıyor, yer altı ve yer üstü zenginliklerini talan ediyorlar. Onların saltanatı devam etsin geride kalanlar açlıktan ölsün, birbirlerini öldürsünler diye o ülkenin halkının ihtiyaçlarına kullanacağı milli serveti alıp eline silah veriyorlar. Daha neler neler…
Âyet-i Kerime’de şeytan sizi fakirlik ile korkutup, çirkin şeyleri emrederken, Allahu Teâlâ da kendisinden bir mağfiret ve bir bolluk vaad ediyor...
Hak Teâlâ Hazretleri önce mağfireti, sonra bolluğu zikrediyor. Çünkü önce mağfiret gelir, sonra bolluk. Bolluk, mağfiretten her daim sonradır. Dikkat ediniz bu ALLAH (c.c.)’ın bir vaadi, sözüdür. O (c.c.) asla vaadinden dönmez…
Ve ALLAH Vasî (İlmi, rahmeti, kudreti, aff ve mağfireti geniş olan) ’dir, Âlim (Her şeyi çok iyi bilen)’dir.
Bol bol ihsan eder. Hem nefislere vesvese veren şeyleri çok iyi bilir, vicdanların derinliklerine vakıftır. Şüphesiz ALLAH Âzze ve Celle yalnız malı veya yalnız mağfireti vermez. Her ikisini birleştiren “Hikmet” 'i de verendir…
Ancak hikmet ile eşyanın yerli yerine oturtulması, idrak ve basiret ile anlaşılması mümkün olur. Zaten hikmet bahşedilmiş olan bir kula itidal de verilmiştir ki, onun sayesinde haddi aşıp azgınlık yapmaz. Sebep ve neticeleri bilme hassasiyeti verilmiştir ki, bununla meseleleri ölçüp değerlendirir ve yanılmaz inşaALLAH…
Hikmet verilen kişiye nurani basiret bahşedilmiştir, o kişi İslâm gözlüğünü takmıştır. Onunla hareket ve fiillerinde isabetli ve doğru kararlar verir. Bunun içindir ki hikmette pek çok hayır gizlidir…
Ancak akıl sahipleri düşünüp de uyanık olarak gaflete düşmez, geçmişinden ibret alıp yanlış yola asla sapmazlar. Aklın vazifesi; hidayet yollarını ve delillerini bulmak ve bunlardan gafil olmamaktır…
Kim hidayet arzusunda bulunur ve bunun için gayret gösterirse Hakk Teâla o kimseyi asla mahrum etmez. O (c.c.)’nun uğrunda mücahede edenleri muhakkak surette hidayete ulaştırır. Çünkü ALLAH ihsan edenler ile beraberdir…
Hiç şüphe yoktur ki, insanoğlunun önünde iki yol vardır. Üçüncü bir yol asla mümkün değildir. ALLAH yolu… Şeytan yolu… İnsanlar ya ALLAH (c.c.)’ın vaadi sübhanîsine kulak verecekler, ya da şeytanın vaadini dinleyeceklerdir…
İnsanoğlu için tek bir nizam vardır. O da HAKKIN NİZAMIDIR…
ALLAH (c.c.)’ın insanlık âlemi için vaâz etmiş olduğu şeriatıdır. Geriye kalanların hepsi şeytanın ve şeytanın yolunda olanların nizamıdır. Meydanda şüpheli veya karanlık hiçbir şey yoktur: Ya ALLAH, ya şeytan. Ya ALLAH (c.c.)’ın nizamı, ya şeytanın nizamı… İsteyen isteğini seçsin. Seçsin ki; hayır ve şerr ortaya çıksın. “Tâ ki, helâk olan açık bir delili gördükten sonra helâk olsun. Diri kalan da açık delilden sonra yaşasın.” (Enfal Sûresi – 42.Âyet)Selam ve Dualarımızla…
Cumanız Mübarek Olsun... ...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 22 Haziran 2007, 08:33:04 Gönderen: Hüzünlü _Gurbet »
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #5 : 29 Haziran 2007, 13:07:44 » |
|
HAFTANIN ÂYETLERİ
"Muhammed, ALLAH’ın Resülüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde halinde, ALLAH’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. ALLAH kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. ALLAH, içlerinden salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir."
(Hucurât Suresi 29.Ayet) "Sen zalimlerin yaptıkları şeyler tepelerine inerken bu yüzden korku ile titrediklerini göreceksin. İnanıp yararlı işler yapanlar da cennet bahçelerindedirler. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu büyük lütuftur." (Şûrâ Suresi 22.Ayet) HAFTANIN HADİS-İ ŞERİFLERİ Hz.Ebu Zerr (r.a.) Sevgili Peygamberimiz Resûlullah (S.A.V.) 'den şu Hadis-i Şerifi rivayet etmiştir; "Ben bir kelime -Osman dedi ki: "Bir âyet"- biliyorum. Eğer insanların hepsi onu tutsaydılar hepsine kâfi gelirdi." Ashab: "Ey Allah'ın Resülü, bu hangi ayettir?" dediler, Aleyhissalâtu vesselâm: "Ve kim Allah'tan korkarsa, AIIah o kimseye (darlıktan genişliğe) bir çıkış yolu ihsan eder" (Talak 2) ayetini okudu." buyurdu. (Kütübü Sitte - 7259) Ebu Sa'id ibnu Malik (r.a.) Sevgili Resûlullah (S.A.V.) 'i şöyle söylediğini işitmiştir; "Bir kul İslam`a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün (şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muamele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır." buyurdu. (Kütübü Sitte - 4) Hamd alemlerin Rabbi olan ALLAH (c.c.)'a mahsustur. Yalnız Ona kulluk eder ve yalnız O (c.c.)'ndan yardım ve inayet bekleriz. RABBİMİZ ! Bizleri doğru yola ilet. Kendilerine rızık verdiklerinin yoluna. Bizleri, sana şükreden ve içtenlikle sana yönelen kullarından eyle. Salât ve Selamımızı Sevgili Kulun, Habibim dediğin, Sevgililer Sevgilisi Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)'e ilet. Ve bizi sana yaklaştıracak olan güzel amelleri yerine getiren, yalnız sana sığınan, sana dayanan, yalnız sana tevekkül eden, seni kendisine dost edinen kullarından eyle... Ey RABBİMİZ bu Mübarek CUMA gününün hürmetine, Ümmet-i Muhammed'e Filistinde, Çeçenya, Irak ve dünyada zalimler yüzünden ezilen masumlara yardım et, bizlere birlik ve beraberlik içinde yaşamayı nasip eyle... Merhametini, Rahmetini ve Bereketini üzerimizden eksik etme Ya RABB. Bütün Ümmet-i Muhammed'in dualarını dergahında kabul eyle. Ya RABB bizleri iman şuuruyla şuurlandır. Bizleri TEVHİD'in bilinciyle bilinçlendir. Gücümüzün yetmeyeceği yükü bize yükleme bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge. Sen bizim mevlamızsın kafirler topluluğuna karşı bize yardım et... Tüm İslâm Âlemi'nin CUMÂ Günü'nü kutlar, ÜMMET-İ MUHAMMED 'e hayırlara vesile olmasını, DUA 'larımızın kabulünü RABBİMİZ 'den niyaz ederiz... (AMİN)CUMANIZ MÜBAREK OLSUN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #7 : 29 Haziran 2007, 13:24:07 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #8 : 06 Temmuz 2007, 12:16:51 » |
|
İSLAM DAVETÇİSİ KİMDİR ? "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ?" İlahî hitabının muhatabı olan insandır. "Hikmet Mü'minin kaybolmuş malıdır, nerede görse, kimde bulsa almalıdır!" diyen Kainatın Efendisi Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in emrine itaat eden kimsedir. "İyilik et, denize at; balık bilmezse Hâlık bilir." Atasözünün anlamını iyi kavrayan, görevini öncelikle maddî refah ve dünyevî menfaat için değil sadece RABBİNİN RIZASINI kazanmak için "İyiliği Emredip, Kötülükten Sakındıran" kişidir. "Bilmek başka, yapmak başka!" gerçeğini kavrayarak bilgiyi yaşama tarzına dönüştürmeye çalışan bir insandır. Sadece konuşarak, yazarak, anlatarak değil; aynı zamanda yaşayarak, göstererek, yaşatarak ve susarak da öğretendir. "Eşref-i Mahlûkat" (yaratılmışların en şereflisi) olan insanın, hakikatine uygun hale getirilmesi için bıkmadan, usanmadan, iğneyle kuyu kazan, bu uğurda dağları delmeyi bile göze alan: AZİM, SABIR, SEBAT timsalidir. Nihayet ALLAH (c.c.)'ın izni ile eline teslim ettiği, karşılaştırdığı insanların hamurunun içine İLİM, AHLÂK ve AMEL mayasını katabilen; Çocuklarımızı, gençlerimizi, KULL olmak şuurunu arayanları RABBİ ile buluşturan kişidir İslam Davetçisi... Mesajıma Âyetler ve Hadis-i Şerif ile son vermek istiyorum. CUMA'nız mübarek olsun. Hayırlara vesile olsun... "Size gelen her nimet ALLAH'tandır. Sonra, bir sıkıntıya uğradığınızda yalnız O (c.c)'na sığınırsınız." (Nahl-53) "Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O (c.c), yine de çoğunu affeder." (Şûrâ-30) "Cennetin etrafı zorluklarla çevrilmiş, cehennemin etrafı da aşırı lezzet ve şiddetli arzularla sarılmıştır." (Buharî-Müslîm) Selam ve Dualarımızla...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #9 : 06 Temmuz 2007, 12:20:45 » |
|
Allah razı olsun ablacığım,herkese hayırlı Cuma'lar,Allah herkesin ibadetini kabul etsin.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #10 : 12 Temmuz 2007, 21:25:05 » |
|
HAFTANIN ÂYETLERİ “Rahman’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) ‘Selâm’ derler (ve oradan geçer giderler). Onlar, yalan yere şahitlik etmezler ! Boş ve kötü sözlerle karşılaştıklarında vakar ile oradan ayrılırlar.” ( Furkan Suresi 63 ve 72.Âyetler ) HAFTANIN HADİS-İ ŞERİFİ Ebu Said el-Hudri Radıyallahu Anh şöyle dedi: Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Ademoğlu sabaha erdi mi, bütün azaları, dile temenna edip: "Bizim hakkımızda Allah`tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız" derler." (Kütübü Sitte, 5908) Selamunaleyküm... DİLİ MUHAFAZA ETMEK … ! ALLAH (c.c.) insanları ruh ve beden kabiliyetleri bakımından, canlıların en mükemmeli kılmıştır. Bir ayrıcalık olarak da insana; düşünme ve konuşma yeteneği vermiş ve düşündüklerini ifade edebilmesi için de, ona özel bir organ olan DİL bahşetmiştir.
CENAB-I HAKK, insan için dilin büyük bir nimet olduğuna, “Biz ona bir dil ve iki dudak vermedik mi?” [1] mealindeki ayetinde işaret etmektedir.
Dil ile söylediğimiz her sözün, melekler tarafından kaydedilmekte olduğuna da şöyle işaret edilmektedir: “İnsan, hiç bir söz söylemez ki, onun yanında gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” [2]
Ayrıca Kur’an-ı Kerîm’de, dilimizin kıyamet günü lehimizde veya aleyhimizde şahitlik yapacağı da vurgulanmaktadır. [3]
Dil, bir anahtar gibidir. Hayrın da, şerrin de kapısını açabilir. Bu nedenle ağzımızdan çıkacak sözlere dikkat etmeli, AKLIN ve İMAN’ın terazisinde tarttıktan sonra söylemeliyiz. Düşünmeden söylediğimiz sözlerin, bazen kırgınlıklara, dargınlıklara, kavgalara, hatta çeşitli olumsuzluklara kapı açabileceğini ve insanî ilişkilerin bozulmasına sebep olabileceğini unutmamalıyız.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #11 : 12 Temmuz 2007, 21:29:52 » |
|
O halde sözlerin en güzelini söylemeli, yeri ve sırası gelmeden her akla geleni konuşmamalıyız. Yüce RABBİMİZ bu konuda meâlen şöyle buyurmaktadır: “Kullarıma söyle, en güzel olan sözü söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır.” [4]
ALLAH Âzze ve Celle, Nahl Sûresinin 125. âyetinde, insanları hikmetli ve güzel sözlerle dine davet etmemizi emretmiş ve tatlı dilin ne kadar önemli olduğunu belirtmiştir. [5]
Ayrıca salih amellerle birlikte güzel sözlerin, O (c.c.)’nun yüce huzuruna ulaşacağını bildirmekte [6] ve dilleriyle insanları incitenleri de yermektedir. [7]
Peygamberimiz (S.A.V.), insanı günaha en çok sevk eden organın dil olduğuna dikkat çekmiş ve ALLAH (c.c.) katında en değerli Müslümanın, eliyle ve diliyle başkalarına zarar vermeyen kişi olduğunu açıklamıştır.
Ashabından biri, “Ya Rasulallah ! Bana, titizlikle sarılmam gereken bir tavsiyede bulunur musunuz ?” dedi. Peygamberimiz de: “Rabbim ALLAH’tır de ve istikamet üzere ol” buyurdu.
Sahabi “Günah işleme bakımından benim en çok dikkat etmem gereken şey nedir ?” diye sorduğunda ise, Efendimiz (S.A.V.) eliyle dilini göstererek, “Budur” [8] demiştir.
Doğru ve güzel söz söylemeyi, dinimiz sadaka saymış ve bu tür sözlerin ALLAH katında sevap kazanmamıza vesile olacağını bildirmiştir.
Bunun için bir Müslümanın tatlı dilli, güler yüzlü, şirin sözlü olması ve kimseyi incitmemesi gerekir. Ona yakışan budur. İftira, yalan, anlamadan dinlemeden kırıcı sözler söyleme, insanlara sözleri ile baskı uygulama, gıybet, söz gezdirme, ara bozma, insanları birbirine düşürme gibi dinimizin haram kıldığı sözleri söylemekten ve dinlemekten kesinlikle kaçınmalı ve meâlini sunacağım şu Âyet-i Kerîme ve Hadis-i Şerif ile hep hatırımızda tutmalıyız;
“Rahman’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) ‘Selâm’ derler (ve oradan geçer giderler). Onlar, yalan yere şahitlik etmezler ! Boş ve kötü sözlerle karşılaştıklarında vakar ile oradan ayrılırlar.” [9]
Resulullah (S.A.V.) buyurdular ki:[/color] "Allah`a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun." [10]
[1] Beled, 90/9 [2] Kâf, 50/17 [3] Nur, 24/25 [4] İsrâ, 17/53 [5] Nahl, 6/125. [6] Fatır 35/10 [7] Ahzab, 33/19; Hümeze, 1-2. [8] Riyazu’s-Salihin,s.534, H.No.524 [9] Furkan 25/63 ve 72. [10] Kütübü Sitte Hadis No: 5910
Selam ve Dualarımızla…
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #12 : 27 Temmuz 2007, 07:04:14 » |
|
HAFTANIN ÂYETİ “Mü’min erkekler ve Mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. ALLAH’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara ALLAH merhamet edecektir. Şüphesiz ALLAH mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” ( Tevbe Suresi 71.Âyet ) HAFTANIN HADİS-İ ŞERİFİ Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayetle, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur: “İmtina edenler hariç, bütün ümmetim cennete girecektir." buyurmuşlardı. "İmtina edenler de kim ?" dediler. "Kim bana itaat ederse cennete girer, kim asi olur (itaat etmezse) o imtina etmiş demektir..!” (Kütübü Sitte - 4515) بســـم الله الرحمن الرحيم ALLAH’A VE RASUL’ÜNE İTAAT EDİN… "De ki: ALLAH'ı seviyorsanız bana uyun. ALLAH'ta sizi sevsin, ve günahlarınızı bağışlasın. Ve ALLAH; Gafurdur, Rahimdir. ALLAH'a ve RASUL'e itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz ki, ALLAH kafirleri sevmez." (Ali İmran Sûresi 31-32.Âyetler)ALLAH sevgisi ne kuru laftan öteye geçmeyen bir iddia, ne de vicdani bir aşkla gerçekleşmez. Bu sevgi ALLAH ve RASUL’üne tabi olmak, O’nun gösterdiği yolda yürümek, O'nun hayat tarzını gerçekleştirmekle olur. İman da şüphesiz ki, ağızlarda gevelenen boş laflar, coşan duygular, dikilmiş alametler, sembolik ibadetler değildir. İman ancak ALLAH ve RASUL’üne itaat, Peygamberin ulaştırdığı ALLAH'ın emir ve yasaklarına uymak ona göre hayatı belirleyip yaşamaktır. İmam İbn-i Kesir Âl-i İmrân suresi 31. âyetin tefsirinde şöyle demiştir; "Bu ayet, ALLAH'a karşı sevgisinin olduğunu iddia eden, fakat Resulullah'ın (S.A.V.) göstermiş olduğu yolda hareket etmeyen herkesin, davasında samimi olmayıp yalancı olduğunu gösterir. Ta ki, onlar Resulullah'ın kanun ve hükümlere, onun getirdiği prensiplere tabi olup, Resulullah'ın şu hadisi şerifini kendilerine örnek kabul edene kadar ..."Kim bizim emrimize uymayan bir iş yaparsa o, merduddur."İmam İbn-i Kesir 32. Âyet hakkında ise şöyle der: "ALLAH'a ve RASUL’üne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse ALLAH kafirleri sevmez." "Bu Âyet-i Kerime'de ALLAH ve RASUL’ünün emrine muhalefet edenin küfre gireceğine dair kesin bir hüccettir. Böyle bir sıfata haiz olanı ALLAH'ın sevmeyeceğini, O her ne kadar kendi kendine ALLAH ve RASUL’ünü sevdiğini iddia etse de durumun değişmeyeceğini buyuruyor."İbn-i Kayyim el Cevziyye "Zad'ul Mead" adlı eserinde ise şöyle der:"Rasulullah'ın gerek Mekke'de, gerekse Medine'de 23 yıllık risaletine bakacak olursak, Müşriklerden ve Kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlardan pek çoğunun Rasulullah (S.A.V.)'ın Peygamber olduğuna ve onun sözlerinin hak olduğuna şahitlik ettiklerini, fakat onların bu şahitliklerinin Müslüman olmaları için yeterli olmadığını görürüz. Bunun üzerinde ciddiyetle düşündüğümüz zaman anlıyoruz ki İslam, bu şahitliğinde ötesinde bir olgudur. Sadece yalın bir bilgiden ibaret değildir. Sadece bilgi olmadığı gibi; dille bir ikrardan ibaret olan şahitlik te İslam’ın kendisi değildir. O hem bilgi, hem ikrar, hem kabullenme, hem bağlılık, hem itaat etme, hem de tüm hayatta Rasulullah'ın getirdiklerine teslimiyettir." Allah'ın kanunlarına ve emirlerine itaat etmek, Rasulullah'a tâbiiyet ve âhkamı Kur'an'a teslimiyet... İşte bu dinin en belirgin özellikleri ve bu özellikler olmadan asla gerçekleşmeyecek bir din. Bu İslam'ın ortaya koyduğu şekliyle TEVHİD AKİDESİ’nden kaynaklanan bir gerçektir. Bu da ilahlıkta birlik inancıdır.
İnsanların sadece ALLAH'a ibadet etmesi, emir ve yasaklarına aynen uyması, kanun ve yasaklarının insanlar arasında uygulanması, kendisiyle muhakeme olunacakları ve hükmüne razı olacakları değer ve ölçüleri belirlemesi, ancak Tevhid bilinci ile ortaya çıkar. İnsan hayatında ve evrensel işlerin idaresinde hakimiyet sadece ALLAH'a aittir. Ve insan bu koca evrenin sadece küçük bir parçasından başka bir şey değildir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; ALLAH'ın kabul buyuracağı din, iftiracı ve kuruntu sahiplerinin belirlediği şekliyle değil, Allah'ın belirlediği şekli ile sadece İSLAM'dır.Selam ve Dualarımızla...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|